27 Ağustos 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 233 - BUNALIMIN NEDENİ


- Bunalımın nedeni nedir?

Her gün bu nasihat rûhaniyetimizi kuvvetlendirir. Söyleneni tut veya tutma, mânevi yönden sana kuvvet aşılanır. Çünkü rûhaniyetlerimiz bu cisim kafesinin içinde tutsaktır ve bu hâlde çoklarının ruhları sahipleri tarafından unutulmuştur:

*Dini olmayan insanın rûhu hapistir.

*Mukaddes kitabı olmayan kimselerin ruhları hapistir.

*Kuran-ı Kerîmi kabul etmeyenlerin ruhları hapistir ve hapiste unutulmuştur.

Bir kimse bir yere hapsedilip unutulsa ne hâle düşerse; o insanların da İslâm ile âlâkaları kesildiği için ruhları hapsin içerisinde, zûlmet denizlerinin içinde kalır; sıkılıyorum der.

Müslümanların içerisinde rûhu sıkılanlar azdır ve ruhlarının sıkılmalarının sebebi manevidir ki bu ruhlar ibâdetten men olunmuş, îman etmekten yasaklanmıştır.


Müslümanlarda bunalımın sebebi îman edemiyorlar veya îman ettiklerini izhar edemedikleri içindir. İslâm’a inanan kimselerin bunalıma girmesi diye bir şey olamaz. Belki İslâm’a inanır lâkin inandığı gibi yaşamayanlar da, ruhlarını hapseden kimselerden sayılır.

- İnsanları koyu zûlmete atan mesele nedir?

İslâm’a inanmamaktır.

- Hıristiyanlığa inansa nasıl olur?

Hıristiyanlığa inanmakla da ruhlar rahat olmaz. İslâm’ın dışında neye inanırsa, insanların ruhları rahat olmaz. İslâm’a inanırsa insanların ruhu rahat olur, bunalmaz. Çünkü İslâm hak olan meseleyi bildiriyor. Hakkı bulan insan bunalıma girmez, bâtılın içinde yüzen insan boğulacağım der ve o telâşın içerisinde bunalıma girer. Bunalıma girenlerin çoğu boğulur, çoğu batar onun için biz âşikare ismini koyacağız ki İslâm’a inanmayanların hepsinde bunalım vardır; kim olursa olsun İslâm’a inanıp ta, gösterdiği usul üzerine yaşamayanlarda bunalım vardır. İslâm’ı kabul edip İslâm gibi yaşamaya tâlip olan kimselerde bunalım olamaz çünkü bunalım insanın yolunu keser.

- Cenâb-ı Hak kendisine inanan, kendisine yönelen, kendisini isteyen kimseyi nasıl bunaltsın?

Düşünülemez imkânı yok . Allah’ı arayan Allah’ı bulan bunalıma girmez. Belki Hicaza yönelen, Beytullahı kasteden kişilerin birinci günde olan hâliyle ikinci günde olan hâli bir olmaz. Üçüncü gününde, ikinci gündeki ağırlık olmaz, yani yaklaştıkça üzerinden yük alınır ve bunalımın yerine bir ferahlık, bir neşe dâim olur.

Bunalım ümitsiz olanlaradır. Ümitsiz kalan kimselerde bunalım vardır. Âhiretteki rütbeleri ümit eden, cenneti ümit eden adama bunalım gelmez. Bunalım bu hayattan ümidini kesen öteki hayatı da kabul etmeyen kimselerindir.

- Niye bunalıyor ?

Hayat bu hayattır, bundan ötede hayat yoktur” diyen biri, ebedî hayattan ümidini kestiği anda, düşmüştür. Ha bugün elinden gider, ha sabah, ha akşam gider diye bu hayattan bıkan, usanan, bu hayattan tükenen insanlar bunalıma girer.

Onun için yirminci asrın hastalığı bunalımdır. Bunalımda, îmansızlığın getirdiği hastalıktır. Mikrop ile bulaşan hastalık değildir. Bunalan kimse hasta diye hekime gider, hekim nabzına, kalbine bakar, çeşit türlü tahlil eder der ki,

- Yâhu sen benden sağlamsın, sende hastalık yok.!

- Ben sağlam olmasam senin kapında işim ne? Rahatsızım, iyi değilim, kendimi iyi hissetmiyorum ve kendi kendimi öldüreyim istiyorum sen bana hasta değilsin. Dersin.

Yirminci asırda meydana gelen bunalım îmansızlığın getirdiği hastalıktır ve bu hâl öyle devam ederse bütün dünyanın üzerine tımarhâne diye yazdıracaklar.

Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

Hiç yorum yok: