İnsanın hem cismâni vücudunu hem rûhani vücudunu mülâhaza edip ona göre her iki tarafı da gözetmesi lâzımdır. Dünyada elbette muvakkat bir zaman için kalacağız ve Cenâb-ı Allah dünya hayatına âit olan sebepleri, insanoğlunun yaşaması için halk eylemiştir.Rûhani hayatımız için lâzım olanları da Peygamberler Efendimiz a.s. bildirmiştir. Bunun arasında dengeyi bir kimse kurabilirse adâleti gözetmiş olur değilse adâleti gözetemeyenin yaptığı işten bir netice çıkmaz ve boşuna kendi enerjisini tüketir. Cenâb-ı Hak;
“Bir nîzam indirdim, dünyada bir ölçü koydum, mîzan koydum” diyor,
Nîzam; bizim akıllarımızın tartamayacağı her şeyi tartar ve selâmet olan neyse onu bize bildirir. Şimdi insanlar computere bu işin neticesi nedir, bu iş nereye varacak, bu işten bir sakınca olacak mı, bir fayda gelecek mi diye emreder. Yâni computeri insanoğlu müsteşar yaptı.
İnsan insana danışacağına insan makineye danışıyor, müsteşarı makine oldu. Makinenin cevabı elbette ki insanın insana vereceği hakîkat gibi değildir, çok geridir, noksandır onun için insanın makineye danışması düşüklüktür, derecesini düşürür. İnsan insana danışacaktır. Cenâb-ı Hak bize müşküllerimizin hallolması yolunda buyuruyor ki;
“Sizin içinden çıkamadığınız meseleyi Allah ve Peygamberine döndürünüz., Peygamberlerden sonra Peygamberlerin vârisi olan Evliyâlara danışınız çünkü onlarında kalpleri Peygamber a.s’ a bağlıdır, Peygamberden size cevap getirir”
Onun için İslâm da meşveret şarttır, meşveretsiz iş yapma. Danışmadan iş yapan kimse hiçbir yere varamaz. Belki bir kaç adım gider ondan ötesini aşmaya imkânı yoktur.
Şimdi dünyada en gerekli danışmamız gereken mesele tutacağımız hayat yolu ve istikametidir.
- Bu dünya hayatında nasıl hareket edeceğiz? Hangi istikamette yürüyeceğiz?
Bu hayatta, akıl ve baliğ olduktan sonra istikametini tâyin edemeyen kimse en azından yorulur ve en çoğundan da gideceği yere varamadan dünyadan çıkar. Danışacağı adamı bulmasa, danışmaya ehil olmayanlara sorar, onun bunun sözüyle yürür ve yanlış yola girer. Kendisine hakîki cevap veremeyecek kimseleri bulur, yanlış gider. Hakiki sorduğu sualin cevabını verebilecek kimseyi bulan kazanır. Bir defada gider. Sormak vaciptir lakin şimdiki asrın insanları sormaya tenezzül etmez ben bilirim der;
HİKÂYE
Adamın biri karısı vefât edince ikinci bir hanım almış. Ama bu hanım ev işlerini beceremiyormuş. Adam komşu olan ihtiyar kadını çağırıp demiş ki;
- Gel, buna bir parça tâlimatta bulun, ne yapması gerektiğini göster
- Peki geleyim. Komşu kadın gelmiş.
- Bak kızım yemek için böyle yapacaksın, böyle edeceksin.
- Bilirim.
- Böyle yıkarsın.
- Bilirim.
- Böyle tencereye koyarsın.
- Bilirim.
- Mâdem bilirsin dediğimiz gibi yap, tencereye koy pişsin. Demiş ve gitmiş. Adam geldiğinde;
- Yemek nasıl oldu? Demiş,
Kadın tencereyi getirmiş, içine ne koyduysa, tenceredeki yemek kömür gibi olmuş.
- Komşu sana öğretmeye gelmedi mi?
- Komşu geldi, bunu bana öğrettiği gibi yaptım.
Komşuyu çağırmış.
- Yâhu sen buna gelip öğretmedin mi? Göster demedim mi?
- Senin karı ben ne söylesem bilirim dedi, mâdem hepsini biliyor, su koymasını bilecek herhalde dedim bende ona su koy demedim, su koymayınca hepsi yandı kömür oldu, kabahat onundur.
Hâsılı kelâm şimdi bu zamanın insanı da ne söylesen ben bilirim, hepsini bilirim, danışmaya ihtiyacım yok der. Hâlbuki işin püf noktası var, onu sen bilmezsin. Bende onu söyleyeceğim sende onu dinlemezsin ondan sonra işine gidersin ve en sonunda seni davul zurnayla götürürler.
Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder