25 Temmuz 2009 Cumartesi

SOHBET DÜNYASI - 53 - DESTUR

Destur almaksızın olan meclis ölü bir meclistir. Din maneviyattır. Dine inanan adam maneviyata da inanacaktır. Maneviyata inanmayan adam, dinin maneviyatını alamaz. Meclisi canlandıran, mecliste hazır olan kimsenin, manevi nazar ve kuvvet sahibi ve bu asırda İslam üzerinde halife, manevi halife olan zattan edep olarak destur alması lazımdır. Hemen haberini alır ve hemen cevap verir. Vermese olmaz çünkü peygamber halifesi olamaz, cahil ve kör olamaz, ademi iktidar onda olamaz . Hepsine muktedir. Ondan destur almak için “destur” dedin mi, hemen o haber alır ve bu mecliste ne konuşulacağına dair bize yol verir. Bu mecliste ister çoban olsun, ister ırgat olsun,hepsi alimler, hepsi sultanlar olsun, hepsi evliyalar, hepsi talebeler olsun fark etmez. Sen seçebileceğini seçeceksin, alırsın. Değilse bazı dükkanlar vardır orada yalnız piyaz vardır,

- Fasulye veya başka ikincisi var mı?

- Yok.

Adam der ki;
- Bu bana uygun değildir.

Bunun gibi bazı yerlerde yalnız pilav yapılır, o pilava kanaat eden oraya girer. Bazı dükkanlar vardır, işkembeci, ciğerci gibi, ikincisi olmayan. Aşçı dükkanı oldu mu, orada istediği gibi yer ve kalkar gider. İzin veren kimsenin sohbet meclisinde ne kadar kimsenin olduğunu bilmesi lazımdır.

Bu manevi bir sofradır, her birinin tabiatı nedir ve ya perhizi nedir ve ya onun bünyesine uygun nedir bilir ve söyletirler. Sen uygun olanı
alacaksın, ötekine karışma. Destur aldığın vakitte,onlar sana tertip ve idare-i nizam gönderir. Hazır olan da ondan keyif alır, lezzet bulur, o meclise devam eder, feyiz alır.

Destur almayan adamın meclisi sönüktür. Takdim ettiği şey plastik cinsinden veya mumdan ibarettir. Plastik meyveler vardır, binaenaleyh o kimse satın alıp eve gittiğinde, tecrübe eder, yiyip ısırdığında;

- Bu güzel iyi şeyler söyledi ama hiç bize uymadı, uyduramıyoruz.

Görünüşü havuç gibi, elma gibi, yalnız ısırdığın vakitte elma suyu
dolduracağına, plastik tadı gelir, kokar.

- O mecliste bize onu takdim etti ama hiçbirisi yenmez bunların!

Destur almayan adamın mecliste vereceği sohbetler, işte böyle uydurma meyveler gibidir. Destur aldığı vakitte, o senin ruhaniyetini takviye terbiye edecek ve nidalandıracak ilahiyat meclise gelir. Yersin içersin, cennet bahçelerinden bir bahçedir; yer, içer, zevk edersin. Meclis diridir, canlıdır. Şeytan dolabında bile bazen üst sağ köşede “canlı yayın” yazar. Canlı yazılı olan, öbüründen daha dikkat çekiyor.

- Meclis canlı olunca niye dikkat çekiyor?

Meclis, manevi kuvvet sahipleriyle canlanır. Destur dedik, gönderildi.

- Ne isterdiniz?

- Biz istediğimizi bilmiyoruz veya aç kimseleriz. Ne isterseniz gönderiniz diyoruz. Helal olmak şartıyla ne isterseniz gönderiniz, taştan yumuşak olsun yeter yeriz.

Yoksa bir avuç fukara vardır ki hiçbir şeyi geri çevirmezler. Meclis o meclistir.

Tarikat insanları Ahirete ve Ahiret gününe, mizana, sırata, huzur-u Rabbül alemine hazırlar, dünyaya değil. Usturayı kalemtıraş için kullanırsan o bile kördür, her şeyi yerli yerinde kullanmak adalettir. Yerli yerinde kullanmadığın vakitte zalim olursun.

Oturağı çocuklar için abdesthanede bulundururlar, onu alıp mutfağa koyarsan yerinde olur mu? Olmaz. Tencereyi alıp,abdesthaneye koysan onu yerinde kullandın mı? Yeri değildir. Her şeyi yerli yerinde kullanmak mühim esastır. İslam da yerli yerinde bir şey kullanan adam tamamdır. Cenab-ı Hak’kın ilk emredişi;

Ey insanlar,eşyayı yerli yerinde kullanacaksınız, israf etmeyeceksiniz!”

Pencereyi kapının olduğu yere koymayın, onun gibi her şeyi yerli yerinde kullanmak İslam da mühim esastır. Şeriatı nerede kullanacağını bileceksin. Şeriat, dünya nizamı içindir,l akin müeyyidelerini, şeriat hükümlerini teyyid eden esaslar yapmadığınız takdirde bir cezası olacaktır.

Şeriat dünya nizamı için, dünya hayatını tanzim eder. Kur’an-ı Kerim’den ve hadis-i şeriflerden alınmıştır. Her şeyin haddini gösteriyor.
Senin duracağın yer bu, haddin bu diye gösterir ve şeriat düzeninde, insanın dünya hayatı nizama,intizama girer. Helalinden kazanır ve helal yolda sarf eder. Namazını, orucunu, zekatını verir ve dünya işleri de tamamlanır. Tarikat sırf ahiret içindir, sırf Allah içindir. Oraya bir şey karıştırma, karıştırdın mı bozuluyor.

Ovaya “Gerden” derler. Bir gerden süt getirip, sütü bir kazana döktüğünüzde, kazanda azıcık bir kirlilik olsa, bütün kazanı bozar. Tarikat elbette ki dünya kirine tahammül etmez. Dünya kiri işin içine girdi mi hepsini söndürür. Dopdolu bir tekerleğe iğne veya çivi batırsan içi boşalır. Tarikatın havasını alan dünyadır. Dünya ile tarikat yürümez.

Tarikat sırf Allah içindir. Tarikatı sen sırf dünya işi için kullanacak olsan kuvveti gider, tekerleğe çivi batırdığın gibi söner, gider. Tabi biz ahir zamandayız ve şeytan zincirlenmemiştir, ona kıyamete kadar izin vardır. Onun için şeytan, şeriat tutanların arkasından koşturduğundan daha fazla, tarikat tutanların arkasından koşturur.

- Şeytan ne içindir?

Tarikatı bozmak için. Tarikatla dünya talep ettin mi, şeytana teslim oldun demektir. Hiçbir kıymeti yok, hiçbir manevi gücü olamaz. Olanlar oldu ki böylelikle çok tarikatlar durmuştur. Önleri kesilmiş, yolundan öteye yol verilmemiştir. Bir yere gelmişler, tren istasyonlarına, istasyonda demir engeller vardır, ondan öteye gidecek yol yoktur. Mümin Allah’ı arayacaktır. Müminlerin Rabbi araması farzdır.

- Bizi yaratan nerede, arşta mı, kürsüde mi, dünyada ne ararsın, tavşan mı tutarsın, neyin arkasından koşturursun,1 milyonun mu, 5 milyonun mu? Arkasından koşmaya, ömrü onun için çürütmeye değer mi, Allah nerede? Allah’ı bulalım deyip, aramıyoruz.

- İşittik ki Şeyh Efendi İstanbul’a gelmiş, arayıp bulalım, nerededir?

Şeyh efendi de senin gibi bir insan, sevdiğinden, saydığından dolayı arayıp kendisini, bulabiliyorsun da, Allah’ı niçin aramazsın? Aranmayacak, istenmeyecek birisi mi? Hakkımız yok mu.

- Rabbimiz nerededir?

Diye arayıp sormaya. Yazıklar olsun ki dünya matahından arayıp duruyoruz. Dünya menfaati için bütün himmetimizi, gücümüzü sarf edip duruyoruz.

- Rabbimizi aramak yolunda hiç gayret sarf ettiğimiz var mı?

- Rabbimiz nerede?Ya Rab sen neredesin?

Cenab-ı Allah;

Ben seninle beraberim,sen neredesin ey kulum, Ben senin şah damarından daha yakınım, sen nereye bakarsın, etrafına bakarsın sen, sen dağıldın, arayacak yeri bıraktın, sağda solda arıyorsun, sendeyim, senin kalbindeyim, gönlünün tahtında Ben’im, ne bulmak istersin, bulacağın şey Ben’den daha mı kıymetli, zengin,ganidir?” Diyor.

Kalp, müminin kalbi, Allah’ın arşıdır. Tarikat bunu gösterir. Tarikata girdin mi yolun budur. Dünya, senin hayvanını beslemek için olan tarladır.
Ekeceksin, biçeceksin, hayvanını besleyeceksin, lakin senin işin o değil. Senin hayvanın;

- Durmadan beni besle, semirt. Der.

Ne olacak sonra semirip semirip? Sonunda kabrin içinde kutlara yem olacaksın. Kurtların, yılanların,çıyanların semirilişinden kaçamayacaksın.

Not; Ş. Nazım Kıbrısi hz.

Hiç yorum yok: