25 Temmuz 2009 Cumartesi

SOHBET DÜNYASI - 52 - BESMELENİN ÖNEMİ

Besmelesiz işten hayır bekleme, çünkü mühim olan sonuna yetişmektir. Sonu selamet yetişirse o vakit iyi. Ekinlerin yeşermesine bakıp da ;

- Erken oluyor. Diye ümitlenme.

Hüküm sonunda oluyor. Başlangıcında, görüntüsünden hüküm
çıkarılmaz, hükmü sen harmanlayıp yığdığında, o zaman bakıp;

- İyi iş oldu. Diyebilirsin.

Besmelesiz işin neticesi yoktur. Epey zaman hem kendileri aldattı, hem aldandılar. Görünüşü güzel ama saman gibi, başağı verir de tane tutmaz, Allah bir rüzgar estirir,

- Arpalar, buğdaylar, çalındı. Derler.

Besmelesiz işe başladılar ve devam ediyorlar. Kamış gibi olduğuna da
bakma, başağa da bakma, başağın içindeki taneye bak. Besmeleyi unutan kimseyi Cenab’ı Hak;

“Demek Ben’den yardım istemezsin, kendi kendine bu işin hakkından geleceksin ha?”

- Cenab-ı Hak’kın yardımı olmazsa kim ayakta durabilir? Hangi medeniyet, hangi millet, hangi devlet, hangi hükümet?

Lakin Cenab-ı Allah bir vakit tayin eder, o vakitte hurra yıkılır gider. Besmelesiz bina ayakta durmaz. Besmelesiz hükümet devam etmez, faydalı olmaz.

Bu günkü hallerden ibret alan akıllı olandır ve söylediğimiz sözün doğruluğuna inanır. İşte bütün tarikatlarda esas olan, Cenab-ı Hak ile beraber olmaktır, şeytanla beraber olmamaktır.

Küfür etmek istersin, et, kolay. Şeytan gelir ve senin yanından ayrılmaz, şeytan senden ümit kesmediği vakitte, seni bırakmaz. Senden ümidi varken seninle dolaşır;

- Bu bizim yolumuzdan çıktı. Diye hükmetti mi, öbür şeytanlara da ilan eder ki;

- Filan kimseye yaklaşmayınız, çünkü sadece yanınızda yorgunluk kalır.

Şeytan bir kimseden ümidini kesti mi o kimse velayet sahibidir. İnsanları çirkinleştiren günahtır. Ta ki o günahı bırakıncaya kadar, ne yapsa o çirkinliği üzerinden gitmez.

HİKAYE
Peygamber a.s.’ın kapısına bir gün şeytan gelmiş, kapıya vurup, içeriye girmek için izin talep etmiş. Kapıyı açan kimse bakınca öyle telaşlı ve korkuyla karışık biçimde demiş ki;

- Ya Resulullah, kapıda acayip kılıkta birisi var, lakin böyle çirkin birisini hiç görmedim. Resulullah;

- Yol ver girsin.

Girdiği vakitte selam verir. Resullullah;

- Selam bizedir, sana olmaz, sen uzaklaştın, onun için sana selam yok, selamet de yok. Bunu kabul et. Peki buraya niye geldin, bunu anlayamadım, bu meclistir, benim meclisimde hazır olanlara bir şey yaptıramazsın, niye geldin?

Şeytan;

- Buraya ben gelemem, seninle beraber olanlara dokunamam, lakin Rabbin bana emir eyledi ki ;
“Ben’im Habibim filan yerde sohbettedir, ona sorular sorduğunda doğru cevap veresin, eğer yanlış cevap verirsem kül ederim, ikinci defa hayata gelmesine imkan olmaz”

Bunu duyan şeytan ürkmüş, titremiş, yok olacağından değil de onun derdi, Muhammed’in ümmetini azdıramayacağından korkmuş. Onun derdi, ümmeti Muhammed’in kulları cennete girmesin, cehenneme girsin diye
uğraşamayacağındandır. Eğer yokluğa atarsa ümmet rahat olur, şeytan da olmadığından hepsi cennete girer. Cennete gireceğine hepsi cehenneme girsin diye uzak durmuş.

Peygamberin meclisi şeytandan mahrumdur, o oturanlara, o meclise şeytanın gelmesi yasaktır. Evliyaların meclisine de yaklaşamaz, uzaktan uzağa durur. Velinin inayet ruhundan da yanar diye korkar. Şeytanı üzerine çeken insanın kendi nefsidir. O gelmeyi istemez ama biz kapıyı kaldırıp;

- Gel içeriye muhabbet edelim.
Dersek, gelir. Sohbet de insanın nefsini bastırır.

Sohbette fayda vardır. Nefis o tarafa bakmaz ve insanın ruhani kuvveti artar, şer kuvvetine karşı mukavemet edeceği kuvveti artar. İnsanların bazıları önündeki sohbetle yetinir, bazıları seneden seneye bir sohbet hasıl olursa ona yetişir, bazıları aylık, bazıları haftalık, bazıları da günlüktür. Günlük sohbet ister ki doğru gitsin.

Efendimiz s.a.v, Ashab-ı Kiram’ını bu surette terbiye edip, nefislerine hükmedecek mertebeye onları getirdi. Nefsine hükmeden adam, cehennemden nefsini koruyabilir. Kontrol edemeyen adam, o her an
tehlikededir, ona bir şey isabet edebilir. Her şey Cenab-ı Hak’tandır lakin ayağını taşa vursan, bundan nefsini mesul tut. Çünkü nefsin istediği için Allah onu bıraktı.

Bir gece köprünün üstünde bir adam vardı,

- Kendimi atacağım. Diyordu.
Bıraksalar adam kendisini atacak. Kullarının aklı olduğu için, Cenab-ı Allah kullarını serbest bırakıyor. Aklını kullanacaksın ve kendini şerre atmayacaksın. Köprünün üstüne çıkıp;

- Atacağım kendimi. Derse, demek ki aklını kullanmıyor.

İş yaptıktan sonra başlar. Ölüm kolay mesele değildir. Herkese ölüm gelecektir, ölümden kurtulacak adam yoktur. Lakin ölümü aceleye getirmesi, o kimsenin talihsizliğidir. Allah kimseyi düşürtmesin. Zanneder ki ölüm her şeyi kapatır, kurtuluştur. Ama değil. Kendini neyle öldürdüyse onunla, örneğin demirle öldüyse, cehennemde elinde demir, onu boyuna öldürürler . Kendini zehirle öldürdüyse, zehirlenerek böyle azap çeker, boynuna ip geçirip astıysa, asıp asıp azap çeker, azabı durmaz. Hangi surette kendisini öldürdüyse, kendisini boyuna öldürür durur.

Kendisini dünyada öldürüp kurtulacağını zanneder. Hayat ilahi bir
lütuftur, varlığa gelmemiz Cenab-ı Allah’ın bize sonsuz bir ihsanıdır. İyiye
kullan, kötüye kullanma. İyiye kullan ki hayatın sana zindan olmasın, ferahın olsun.

Doğru yolda yürüyen kimselerin içlerinde ferahı vardır. İlahi lütfü yerinde kullan, adalettir, insaniyettir, iman ve İslam dır. Kullanamadığı takdirde en ufak bir şeyde geğis hali gelir. Bu ümit kesmektir, yani bundan sonra bana ne olacak gibi. Önünü karanlık gördü mü geğis halidir.

Ümitsizlik; insanı kahreden odur. Cenab-ı Allah’ın adaletinden ümit kesmek haramdır. Evet insan belki isteyerek, belki istemeyerek her sıkıntıya düşebilir ve hiç kimse zannetmesin ki sıkıntıdan kendi gücüyle çıkabilir. Yok. lakin seni o sıkıntıdan çıkaracak Cenab-ı Hak’tır. De ki;

- Aman Ya Rabbi, ben geğis kuyusuna düştüm, geğis kuyusundan beni çıkaracak senden başka kimse yoktur.

Onun için belini doğrult, rahmet seni kuşatsın. Amelin kötü olursa, etrafını karanlık sarar. Karanlığın içinde kalan adam ümitsizliğe düştü mü, en kıymetli hazinesini hemen inkar edip;

- Ben bittim artık. Dedi mi biter.

Allah o hallere düşürtmesin.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi sohbetlerinden

Hiç yorum yok: