Bazı münasebetlerden dolayı Londra’da, Yahudilerin evlerine giderdim. Onların kapılarında muhakkak bakır levha üzerine kazınmış 10 emirleri vardır ve yanında kutuları da bulunur. O kutular, siyonizmin dünya hakimiyeti içindir. Yardım için,Yahudi ailesinin her ferdi o kutuya para atar. Çocuklarına 5 penny,10 penny vererek o kutuya para atmaları için alıştırırlar. Küçük büyük, herkes o kutuyu bilecektir ve oraya para atacaktır. Bu bize yakıştığı halde yapamıyoruz.Kapının önüne bir kutu koy ve;
"İslamiyet içindir. Allah yolunda"
Diye yaz, geçerken hatırla, oraya bir şey at. Kapıdan çıkmadan önce bir şey atarsan, Cenab-ı Allah seni muhafaza eder. Bir sadaka 70 bela kapısını kapatır.
Bir gün Avrupa’dan geliyordum Yugoslavya’nın yolları pek berbattı. Huduttan girerken dikkat ettim, halinden düşkünlüğü belli yaşlı bir hanım kendini dilenir göstertmemek için eline bir sini almış, ihtiyacını arz etmeye bir vesile olsun diyerekten, sininin içerisine de 5-10 erik koymuş. Bizim şoföre;
- Bu kimseye biraz sadaka ver.
Dedim. Geçerken ona sadaka verdi ve erikleri de alıp arabanın önüne koyuverdi. Hududu geçtik, epey de o memleketin içerisinde yol aldıktan sonra bir yere geldik. Biz , burnu uzun olmayan toyota marka otomobille, kendi yolumuzda ilerliyorduk. Karşıdan askeri bir konvoy geliyordu, ben şoförün yanında otururken dikkat ettim, karşıdan bir kamyonet çıktı ama karşısında birden bizi görünce şaşırıp yine sırasına girdi. Lakin onun o hareketinden şaşıran acemi bir asker, kendi dışarıya çıktı ve kocaman çelik askeri araç üzerimize gelip güm! Diye vurdu. Bizim arabanın içi alt üst olup, bütün eşyalar yere düştü. Dev gibi çelik araba, bizim mukavva kağıdı gibi
arabaya vurdu ama cam bile kırılmadı. Benim oturduğum yerde ayağım, demir çekmece gözü gibi bir yere çarptı o hatmede, parmağımdan daha kalın bir demir yamulduğu halde ayağıma bir şey olmadı. Arabadaki 7-8 kimsenin burnu bile kanamadı. Polisler geldi, yazdılar, çizdiler, askere yol verip gönderdiler. Emniyet kemeri kullanmıyordum ve araba hurdahaş olmuştu. Polisler düşündüler;
- Bir yük arabası getirip bu arabayı alalım, sizde oradan bir vasıta bulup gidersiniz
Dediler. O kadar hurdahaş olmuştu ki onlar da arabadan ümidini kestiler. Ben dedim ki;
- Çevir anahtarı!
Araba çalıştı, bizim Hacı Mustafa Efendi şaşırdı;
- Motora bir şey olmamış, dedi.
- Dümene bak, dümen dönüyor mu? O bastığın alametler nedir? Stop mu, o da yerinde mi? Diye sorunca,
- Dümen yerinde hepsi iyi.
- Öyleyse bu şeytanların önünde dön bir manevra yap!
Dedim, yolu dönünce polisler şaşırıp kaldı ve akşam ışıklarımız olmadığı için o polisler de önümüzde eskort yaptılar. Eskort ile şehre kadar yetiştik. O arabayla İstanbul’a kadar geldim.
Hasılı kelam o; Sadakanın bereketinedir. Binaenaleyh sadakayı unutma! Cenab-ı Peygamber;
“Bilesin ki sadaka,önce Allah’ın eline düşer,”
Diyor. Onun için müminlerin anası Aişe-i Sıddıka anamız bir fakir
geldiğinde, sadakayı önce yıkar, sonra kokular, ondan sonra verirdi.
Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder