1 Nisan 2009 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 30 - MÜMİNİN VASIFLARI


Şeyh Abdullah Dağistani k.s. Hz.’leri (Allah sırrını takdis etsin) birgün ;

- Mümin kimdir?
Diye sormuştu. Mümin bir cihetle dağa benzer, bir cihetle denize benzer. Dağa benzeyişinin açıklaması şudur; şimşekler, tipiler, yağmurlar, seller, kasırgalar veya fırtınalar dağları yerinden oynatmaya muktedir değildir, lâkin dağ başında fırtına çoktur. Müminin de sıfatı dağa benzer, bazı defa fırtınalı günler olur, mümin başını eğmez, Çünkü müminin başı hak ile yükselmiştir. Hak ile olan müminin başı dik ve yüzü aktır. Başı önüne düşük olanlar kâfirlerdir, münâfıklardır ve bâtıldan yana olanlardır.
Elbette insanın dünya hayatında sükûnetli geçen günleri ve fırtınalı geçen günleri vardır. Herkes iyi günlerde rahattır, yani başı önüne düşük değildir. Lâkin fırtınalı ve şiddetli günlerde çoklarının başları aşağıya düşer, boyunları eğrilir. Hakiki îman taşıyanın sıfatı gerek kendisine, gerek çevresindekilere gelen hâdiselerde yıkılmayıp ayakta durmasıdır. Zaten hak ile olan yıkılmaz.
- Neden mümin yıkılmaz?
Mümin olan hak ile beraberdir. Bâtıl ile olan yıkılacaktır. Dünyada en kuvvetli veya en zengin veya en iktidarlı olan biri bâtıl yöndeyse onun zengin olması onu ayakta tutamaz.
- Neden?
Bâtıl kaybolduğunda onlar da kaybolacaktır.

Şeyh Abdullah Dağistani k.s. Hz.’leri; müminin hâl ve şânı bir de denize benzer demişti. Deniz gibi oluşunun mânâsı; deniz pislenmez. Denize ne kadar pis sular aksa da deniz onu çalkalar, dağıtır, hatta içine düşen pisliği temizler.

İnsan, hayatında çok olaylarla karşılaşır ve çok defa kendisini kuşatılmış görür. Lâkin müminin karşısına hoşlanmadığı bir şey geldiğinde yıkılmaz ve şeytana teslim olmaz. İnsanın geri tepmesinin diğer mânâsı şeytana teslim olmasıdır.
- Mümin kimdir?
Allah’a teslim olandır.
- Kâfir kimdir?
Şeytana teslim olandır.

Allah’a mı yoksa şeytana mı teslimsin diye kendi haline bakmalısın. Allah’a teslimsen müslümansın, şeytana teslim olan kimse kâfirdir ve islâm dairesinden dışarıya çıkmış demektir.

Her zaman insanın istediği olmaz. Cenab-ı Hak’tan bir imtihan gelebilir. İşlerimiz doğru ve istediğimiz gibi gittiğinde Allah ile beraber olup, işlerimiz bir parça iştemediğimiz istikamete döndüğünde Allah’ı bırakıp şeytanla beraber olmak, şeytana teslimiyettir(Allah muhafaza!).
Îmanı gözetmek zordur ve mücâdele ister. Mücâdele eden îmanını koruyabilir, değilse şeytan îmanını kaptığı gibi kaçar, gider.
Cüzî bir şeyden darılan, darlanan, geri tepen, şaşıran, yorulan, duran veya ne yapacağına karar veremeyen kimseler Allah’ın yanında makbûl sıfat sahibi değildir.

Büyük işler büyük adamlarındır. Büyük adamlar da büyük işler başaranlardır. Küçük adamlar büyük işleri başaramazlar. Büyük işlerde küçük adamlara verilmez, büyük adamlara verilir.

Osmanlı sultanlarının içerisinde, hanedanlık tahtına dokuz yaşında çıkan sultan vardır. Arslan yavrusu arslandır. Tahtta dokuz yaşında çocuk sûretinde otursa da Cenab-ı Hak ona heybet giydirdiğinden; karşısında oturan vezir ve paşalar onun heybetinden padişâh-ı âlem diyerek titrerlerdi. Büyük insanlar büyük işler için yaratılmıştır ve büyük insanlar büyük işlere mahsustur.

Îman en büyük ilâhi lütuftur ve Allah onu bize takdir edip giydirdiğinde, biz o îman ile heybetli, vakarlı, kudretli ve kuvvetli oluruz. Çünkü o îman sebebiyle biz Allah’ tayız ve Allah’ta bizimledir.


Kıymaz isen bâşe câne
Geri dur girme meydâne...
Bu meydanda nice başlar
Kesilir hiç soran olmaz...

Yâni: ...Ey cana başa kıymayan adam; bu meydan çocukların oyun oynadığı meydan değildir, bu meydan erlerin meydanıdır.. Meydan böyle bir meydandır. (Evliyâlar meydanı)

Rikabdır merdâne bas mânâsı: atın üzerine binerken üzengilere sağlam bas. Onun üzerine iyice bin, korkak binme yiğit bin yâni merdane bas. Üzengilere ayak geçirdiğinde kalkıp oturmak erlerin sıfatıdır. Kılıç ile at üstünde koşmak kolay değildir. Bu işlere öyle adamlar lazımdır. Yapacaksa ne âlâ, yapmayacaksa geri durup erler meydanına çıkmasın. Allah için ayağa kalkacak olan bilecektir ki onun üzerine şeytan her taraftan hücum yağdıracak, hücum ettirecektir. Şeytanın hücumunun ona bir zarar vermediğini bilmelidir, çünkü her kim Allah ile ayağa kalktıysa muzaffer olmuştur. Her kim nefsi için ayağa kalktıysa rezil rüsvay olmuş, bitmiş ve tükenmiştir. Nefsin için kalkma Allah için kalk!

(Allah ondan razı olsun)Hz. Ebubekir Sıddık, Efendimiz s.a.v.’e sormuştu;
- Mümin nasıldır? Münafığın sıfatı nedir? Bize tarif et yâ Resulallah.

Mümin: uzun yapraklarını dökmeyen ve her dâim yeşil olan selvi ağaçları gibidir. Bu ağaç yazda ve kışta kendi hâlini gözetir, hep aynı hâl üzeredir. Mümin olan bir kimsede Cenab-ı Hak’kın ilâhi tecellileriyle hayırdan veya şerden ne gelirse hepsine hoşnutlukla ve râzılıkla bakar. Herşeyden hoşnut olmak imânın yüksek derecesidir. Hoşlanmadığı bir şey olsa da yüzünden belli etmez. Bu söz dokundu hali değişti dedirtmez yâni mümin bir hâl üzere olur. Kendini gözetir ve yıkılmaz.

Münafık: kabak ağacına benzer, suyu gördüğünde dal budak salar ve genişler. Sulandıkça uzar ve ortalık kabaklarla dolar. Yaz ve bahar mevsimlerinde çok ferahlanır, koca yapraklarının altında küçük fidancıklar kalır. Yazın güneş sıcağını bastırdımı o iri yapraklar devrilir, solar ve buruşur. Serin olduğunda gene kabarır. Güz geldiğinde artık o eski saltanatı kalmaz, yaprakları dökülür. Fırtınalar geldiğindeyse ne dalı ne budağı kalır, kabak kaybolur. Bu münâfık âlâmetidir.

Ümmetin yükünü çekecek olanlar dayanıklı insan olmalıdır ki; çelik dövüldükçe sağlam olur, kırılmaz. Dökme demire bir darbe vurulduğunda kopar. Sağlam su verilmiş demir kaç defa dövülürse o kadar kuvvet alır. Ateşe girmeden çelik, çelik olmaz. Çoğu insanlar kont demiri gibi azıcık bir darbe yese kopar, işe yaramaz. Çelikleşmiş, ateşe girip çıkmış olan, mücahadeyle yetişen kimse darbelerden korkmaz.

Bu tâlimatı bileceğiz. Dünyadaki hâdiseler karşısında ya çelik sıfatında olacağız veya gösterişli ama bir darbede kırılan kont demiri gibi. Çelikleşen insan, iradesiyle çelikleşir. Vücuduna veya atına zırh giydirmekle insan çelikleşmez. İradesiyle insan, insandır. İradesine sahip olamayan insan, insan değildir, avam sınıfındadır.

Cenab-ı Hak dilediğini hükmeder. Allah bizi kulluğundan ayırmasın ve kulluğundan meşgul edecek hallerden, şanlardan ve sıkıntılardan muhafaza eylesin. Dünyanın hemmu-gamı insanı ahiretten mahrum eder, uzak tutar. Allah bizi dünya kahrından muhafaza eylesin.
Ş.N.Kıbrısi hak sohbetlerinden

Hiç yorum yok: