Londra’da hat sanatçısı Bosnalı bir kimse vardı, bir eserinde büyük Arap harfleriyle “HİÇ” yazılıydı. İstanbul’da bir evde hiç yazısını görmüştüm. Güzel hatlarla güzel bir yazı; hiç yazıyordu. Her şey hiç olmaya doğru gidiyor ve bu insanın nefsinden başka her şey hiç olmaya râzıdır. İnsan nefsi hiçliği kabul etmez. İnsanın kötü nefsi;- Bir parça bir şey olsak da iyidir, der.
Dünya hiçliği kabul etmeyenlerle dolup taşmakta. insan hiç olmazsa hiç olduğunu diliyle söylese bir derece alır lâkin ne içinde ne dışında hiç olmaya râzı değildir. Nefsini hiç eden kimseyi Cenab-ı Allah bırakmaz ve kendi canîbine alır. Hiçliği yani yokluğu kabul edene Cenab-ı Allah kendi canîbinden bir varlık verir. O varlık eşi benzeri olmayan varlıktır. Oraya yetişinceye kadar ister hiçliğe râzı ol ister olma. İnsan oraya yetişinceye kadar dövünür durur yinede hiç olmaya râzı gelmez.
- Hiç olmam, hiç olmayı da istemem. der.
Halbuki âhiret mertebeleri insana hiçliği kabul ettikten sonra verilir ve verilecektir. Hiçliği kabul etmeyene bir şey verilmez.
- İnsanı hiç olmaya bırakmayan nedir?
Dünyadır ve dünya der ki;
- Sen nasıl hiç olursun, sen beysin, sen paşasın, Bakansın, Milletvekilisin, sen nasıl hiçim dersin, bu rütbelerin nereye gidecek? Biz sana bu beyliği giydirmişken, şimdi bunların hepsini hiç olacağım diye atsan olur mu? Hiç olmaya râzı olursan bütün rütbelerin ve servetin gider ve bu dünyadaki varlığın biter.
Öbür taraftan da Cenâb-ı Peygamber ümmetlerini davet etmektedir.
“Gelin hiçliği kabul edin, varlıktan soyunun, çünkü şimdi taşıdığınız varlık eğreti bir varlıktır ve hiç olmaya doğru gitmektedir”
Kral da, imparator da olsa hiçliğe doğru gitmekte. Koca bir İmparator hiçliğe doğru giderken niçin hiçliği kabul etmez?
Neyine dair hiç değilim der?
Dünyaya hükmedenler hiç olmaya doğru akıp giderken niçin hiçliği kabul etmezler?
- Hiçliği kabul ettiğimizde ne olur?
Cenab-ı Allah sana fenâ mülkünde verdiği varlığı vermez, bu yaşadığımız dünya fena mülküdür, yani hiç olacak mülktür. Kudretli bir pâdişahın huzuruna yarı çıplak birini çağırsalar, Pâdişah baktığında o kimsenin kılık kıyafetinin yaramaz olduğunu görür diye huzuruna girmeden evvel onu tertiplerler, üstündeki eski püsküsünü atarlar, giydirirler ve öyle çıkarırlar. Sultanın huzuruna hiçbir şeysiz çıktığında, Sultan;
- Giydirin bunu, benim huzurumda böyle durmasın. Diye emreder.
İşte bunun gibi Cenab-ı Hak’kın huzurunda hiç olmayı kabul eden kimseye Cenab-ı Hak kudret denizlerinden bir elbise giydirttirir. Giydiği yeni varlık sonsuza kadardır. Hiç olmaya râzı olup, hiç sıfatıyla geldiği için Cenab-ı Hak ona ebede kadar gidecek olan, ebedi ve serveri hayatla o kimseyi temsil edecek hakkanî bir sûret giydirir. İlelebet dayanacak hakkanî bir vücudun üzerine hakkanî libas giydirir. Bu şekilde huzuruna kabul eder.
Hiçliği kabul etmeyen kimse o makâma erişemez. Bu yüzden hiçliği kabul eden kazanır. Hiç olmayı kabul etmeyen zoraki hiç olacak günü bekler. Zorâki hiç olacağımız gün; Öleceğimiz gündür. Daha evvelden hiçliği kabul edip hiç olan kimseye dünyadan çıkarken hakkanî libas giydirilir. Dünya hayatının hiçliğini kabul etmeyen, daima varım diye iddia eden o gibi kimselere de dünyadan çıkarken şöyle emrolunacaktır:
“Şimdi hiç olunuz!” ..ve hiç olurlar.
- Nasıl hiç olur?
Görünüşü sağlam olan birini kefeniyle kabre yatırırsın, aradan bir müddet geçtikten sonra açıp bakarsın ve kemiklerinin çürümüş olduğunu görürsün hatta karşında bir yığın toprak bulursun. O senden kalacak olan şeydir. İnsana bakiye, toprağın içerisinde toprak görünüşüdür.
- Hiç olmuş mu?
- Hiç olmuş...Adamı olduğu gibi yatırdık, bir zaman geçtikten sonra açtık baktık toprak olmuş!
- Adam nerde, adama ne oldu?
- Hiç oldu.
Kendi cehtinle bu dünyada hiçliği kabul edersen Cenab-ı Allah sana hakkanî vücut giydirir. Kabirde çürümezsin, mahşere öyle kalkarsın. Ama ne namaz, ne niyaz, ne okuma, ne yazma, ne din, ne îman hiçbir şeye bakmayıp, ben bu dünya hayatında bir şey olayım diye uğraşırsan âhir nefes kahır ile gelir, Azrâil a.s.işini bitirmek için kahırla gelir. Bir muhlis âşık olan kimse öyle demiş;
Bu dünya değirmendir, bir gün eder bizi un,
Mânâsı; bu dünya varlığını değirmende öğütüyor gibi toz eder bitirir.
- Dünyanın değirmeninden kurtulabilen kimdir?
Dünyadayken hakkanî varlığa talip olan ve onun arkasına düşen kimselerdir. Dünya değirmeni ona dokunamaz ve onu eritemez. Çekecek buğdayı değirmene koyarsan un çıkar. Buğdayı sorarsan, buğday kayboldu bitti. Onun için bu dünya değirmeni seni öğütüp atmadan önce, bu sûretten ayrılmaya gayret et. Yoksa ecel bir gün kahır ile gelir alır, götürür ve toprağa verir. Toprakta seni hiç yapar.
- Bütün peygamberlerin insanlara nihayet tebligatları nedir?
Bu söylediğimizidir, yani hiçliği kabul edersen var olursun. Varlık iddia etme ki hiç olmayasın. Elinde fırsat varken zikirle, fikirle, namazla, niyazla nefsini küçültmeye bakmalısın. Nefis çok şişmiş, çok varlık iddia etmekte. Ama şişen nefse bir iğne batırdığında balon nasıl sönüyorsa işte öyle bir an gelecektir.
Dünyada varlığını gözetmek isteyen, ben vâr olup gideceğim diyen kimse vefâtından sonra kendi hâlini görecektir ki sıfırlanmış bitmiştir. Lakin o zamankiyle dünyadaki yok oluş arasında dünyalar kadar fark vardır.
Hiç olmaya gayret et. İnsan hiç olduğu zaman Allah’a kuldur, Peygamberine hakiki ümmettir, Evliyânın müritleridir. Cenab-ı Allah o sıfatları giydirir. Dünyadayken nefsâni hiçliği atanlara hakkanî vücut giydirilir. Nefsi yokluğa mahkum eden ve hiç olanlara, dünyadan gider ayak hakkanî olan varlık giydirilir ki ebedi Allah iledir. Ebedi Allah ile olmaya gayret et. Hakikî hayat ondadır.
Veminallahi tevhid, Elhamdülîllâh ve Şükrülillâh, Estağfurullah. dâim Estağfurullah Tövbe yâ Rabbi. Bi hürmeti Habib el fâtiha...
Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder