20 Aralık 2008 Cumartesi

SOHBET DÜNYASI - 20 HAYIR VE ŞER

Şeyh Abdullah Dağistâni Hz.leri öyle söyledi;
“El hayır, fil el hayrukî mavaka”: Hayr olan şeyde, hayır
vardır.
Bu bir tâlimdir ki insan bir şeyi şerre yormasın, hayra yorsun hayırdır inşallah desin çünkü;


Hak şerleri hayreyler.
Zannetme ki gayr eyler,

ârifâne seyreyler,
Mevlâ görelim neyler,

neylerse güzel eyler.

Bu bir sohbettir ve sohbet insanları uyandırmak içindir. Dünyada her şey olur olmayan şey yok. Bizim aklımızdan geçende oluyor, geçmeyen de oluyor.
Dünyada hayır var, şer de var. Hayır ve şer pazarlanmaktadır. İsteyen hayır satın alır isteyen şer satın alır. Hayır alınız diye teşvik vardır. Şerre yaklaşmayınız diye onda da tahzir yâni sakındırmak vardır. Tabî şerri pazarlayan şeytandır hayırı pazarlayan Peygamberlerdir.

- Şer nedir?
Şer: İnsanların gerek cismâni hayatına gerek rûhani hayatına zarar veren iş ve harekettir
, niyet ve tavırlardır. Şer; zarar verir, onun için yasaklanmıştır.
İslâm dîni glôbal, bütün dünyaya hükmeden bir dindir. Aynı zamanda bütün asırlara hükmeden bir dindir. Fazlalık kabul etmez çünkü gereği yoktur. Noksanlık kabul etmez çünkü noksâniyet bir şeyi ayıplı gösterir. Onun için İslâm da ne fazlalığa, ne eksikliğe yer yoktur. İslâm tam ve mükemmeldir ve insanlara şerri de bildirmiştir yani insanların fizîki bünyelerine ve ruhaniyetlerine zarar yapacak olan sekiz yüze varan yasak bildirilmiştir. Hangisi sana rast gelirse yapma! Diye hitap var.


- Hayır nedir? Dünyada pazarlanan hayır nedir?

Hayır: İnsanlara gerek dünya hayatlarında, gerek âhiret hayatlarında fayda getiren iş ve hareketlerdir. Bunlar hayır endeksinde endekslenmişlerdir. Demek ki insanların bütün hareketleri bu iki lêvhanın altında durur.

Hayır ve şer; İnsanın bir kendi irâdesini kullanarak düştüğü bir hâl olur.
Birde kendi irâdesinin dışında insana bir şey gelir. O da imtihandır ve iptilâdır. Cenâb-ı Hak kullarını hayır ve şer ile imtihan eder. Mümin kendi irâdesini dâima Allah’ın irâdesine bağlar ve Allah’ın irâdesine kendisini tâbi kılıp ilâhi irâdenin tecellisi neyse ona teslim olur. Teslimiyette selâmet vardır ve sıkıntıların içerisinden genişlik gelir.

Diyelim ki insanın başına kendi irâdesini kullanmadan bir hâl geldi şer sûretinde göründü. Kendi irâdesini araya sokmadan onu kabûl eden kimse, o imtihandan selâmetle çıkar. Şer sûretinde görünen, onun hayrına döner.

İnsanların şehvet veya gazap yoluyla işledikleri şerler, şer levhasının altındadır. Cenâb-ı Hak bunlara karşı bazı kullarına dünyada bir cêza verir ve o cêzanın zahmetinden dolayı, o kulun müstahak olduğu âhiret azabını kaldırır ve onu temize çıkarır.
Bir de Cenab-ı Allah gene imtihan olarak, kulun irâdesinin dışında üzerine bir şey gönderir. Cenâb-ı Allah çok Enbiyâya belâ gönderip, müptelâ kılmıştır. Sıkıntıya düşmüşlerdir. Lâkin hiçbir Peygamber eziyet çekti diye, Peygamberliğini bırakıp kaçmamıştır. Sâbit kadim olmuştur. Bir zamana dek Cenâb-ı Allah onları imtihan ettikten sonra o sıkıntıyı üstlerinden kaldırmıştır:

*Yusuf Peygamberi zindanda durdurmuştur. Yusuf Peygamber zindan adamı değil, lâkin zindanda kalmış, kendisi mâsum Peygamber olduğu hâlde onu Cenâb-ı Allah zindanda imtihan etmiş ve o da zindanda bulundu diye şikâyet etmemiş.

*Yâkup a.s. evlâdıyla bir imtihana tâbi tutulmuş ve şikâyet etmemiş.

*Îbrahim Halîlullah oğlunu kurban etmekle imtihan edilmiş, iptilâya uğratılmış ama şikâyet etmemiş.

*Eyüp a.s. çeşit türlü hastalıklarla imtihan etmiş, sonra sıhhat ve âfiyetini fazlasıyla iâde buyurmuş.

*Süleyman Peygambere mülk vermiş, onu da imtihan etmiş ve onu şâkirinden yazmış.

*Mûsa Peygamberi çeşit türlü sıkıntıyla imtihan etmiş ve Mûsa Peygamber şikâyet etmemiş. Denizi aşırtmış, düşmanlarını gark eylemiş.

Zâhirde bu sûretle şer gibi görünen bir işle Enbiyâyı da imtihan etmiş, sonra üzerlerinden o imtihanı almış. Onlara;

Sâbır; Sabredicilerden olmak rütbesini giydirmiştir.

Her insan kendi hâl ve şânına göre imtihan olmaktadır. İmtihandan geçebilen iki kat veya hesapsız ecir alır. Sabretmeyen kimseleri de Cenâb-ı Allah boş bırakmaz. Onlara gene mükâfat verir. Lâkin onlar mükâfatın kemâline ulaşamaz. Bir parçasına ulaşır ama kûlli olan mükâfatın tamamına ve cümlesine ulaşamaz. Tamamını alsaydı rütbesi tamamlanacaktı.

Tarîkatlarda bir kâide vardır. Büyük Şeyh efendi Hz.leri onu bildirdi;
Hayır êl hayrukî mavaka: Hayr, hayır olan şeydedir, ne olduysa olanda hayır görünür. Olan şeyi birden bire şer gibi görme. Araplar; Asa hayır ; Belki hayırdır der. Kul o görünüşü kötü olan şey hakkında hayırdır inşallah dedi mi Cenâb-ı Hak;

- O şer için kulum hayırdır dedi. O şerri hayıra döndürün. Kulum beni şikâyet etmedi. Bana karşı edebini gözetti. Ben ona bir sıkıntı verdim ama, o bu sıkıntıyı bile kabul etti, hayırdır inşallah dedi. Kulum hayır gördü, hayır görsün. Der.

Çoğa varmaz onun üzerinde alır hayır verir. Cenab-ı Allah kulunun şikâyetini istemez, kulundan herhalde şükür ister. Cenâb-ı Hak şükrü sever.


Ş.Nazım Kıbrısi sohbetlerinden.

Hiç yorum yok: