On bin seneler geçmiş, yüz bin seneler geçmiş milyon seneler geçmiş.- Bugün kaçıncı gündür? Var mı bir tarih?
- Bu gün kaçıncı gün olarak kapandı?
- Computerler yazıyor mu?
- Biz uykuda mıyız?
Aksini iddia edemeyiz. Yâni uyanıksınız da diyemeyiz. Biz uykudayız diye iddia etseler biz de evet uykudasınız diyeceğiz. Bu bir sualdir. Kaç bin suallerin içerisinde bir sualdir.
- Bu gün kaçıncı gündür?
- Tâ başından olan meseleyi bırakalım. Efendimiz s.a.v.den bu yana kaç gün geçmiştir?
- Kaç günler geçti, kaç haftalar, kaç yıllar veya kaç asır
geçti?
Belki ağır ağır onu toplarsın ama bize gerekli olan mesele bugün de kapandı. Yarın yeniden güneş doğar. Akşam üstü batar. Gece karanlığı çöker ve şafak sökünceye kadar karanlık devam eder sonra tekrar güneş doğar. Güneş yürür ve yeryüzü döner. Yine akşam olacak. Yine sabah olacak ve yine akşam olacak. Açıla kapana kâh gündüz kâh gece olacak. İş devam ediyor ve biz bir sona doğru gidiyoruz.
Herkesin son günü gelecektir. Genç adam belki daha benim son günüme yıllar vardır diye söylese de, her gencin dünyadan gitmesi için yaşlı oluncaya kadar beklemesi diye bir kânun yok. Yâni her genç ihtiyarlayacak diye bir kanun yoktur. Bilâkis ihtiyarlayanlar az olur. Çünkü ihtiyarlayıncaya kadar genç olanlar gidiyor.
- Peki bu kadar insan doğuyor, bu kadar gençlere ne oluyor ?
İhtiyarları parmaklarınla bir iki üç beş diye sayarsın. Gençler ise yüz binlerle Mâşallah. Lâkin ihtiyarlar az. Demek ki ihtiyarlamadan evvel ölen çoktur. Öyle ya hepsi ihtiyarlayacak olsaydı, dünya ihtiyarlarla dolu olurdu. Bizim mecliste bile bir ben varım. Bir o yanda oturan dede var, birde bu yanda. Üç kişi. Hepiniz gençsiniz.
- Bizim çağdaşlarımız nerede?
- Bizimle beraber yetişen nesil ne oldu?
Âhirete gittiler. Demek ki gençlerden ölen daha çoktur. Yaşlanan kimseler daha az, çok azdır.
Bu dünya bir değirmendir bir gün bizi de eder un. Demiş Türk aşığı.
Bırak dünyanın başından ortasından, kendin bugün kaçıncı günündür bilmezsin. İnsan bizzat kendi hayatının kaçıncı günü olduğunu, kaçıncı günün kapandığını bilemez.
- Geçen günlerinden haberin yok. İçinde yaşadın. Peki kalan günlerinden haberin var mı? kaç gün daha güneş üzerine doğacak ve batacak haberin var mı?
Hadi geçmişi bırakalım geleceğe bakalım;
- Benim daha üzerime bu kadar bin güneş doğacak, bu kadar bin gecenin karanlığı beni örtecek diyecek adamınız var mı? Söyleyebilecek biri varmı?
- Niye hindi gibi kabarıyor?
- Neyi biliyor bu insanoğlu?
Yeni teknik deniyor. Onu bırak ta eskisini de kullan bakalım da, geçmişten haber ver. Yeni teknik kuvvetliyse, gelecekten haber versin.
Ne geçmişten haberi var ne gelecekten. Birde horoz gibi kabarır, hindi gibi kabarır ooo teknoloji, bilim! Diyor. Otur da söyle bakalım “Neyi biliyorsun?”
Ne sorsanız her şeyi bilirim diyen bir âlim varmış. Biri demiş ki;
- Ey her şeyi bilirim diye iddia eden kimse, karıncanın beli niçin incedir?
- Onu bilmiyorum.
- Peki karıncanın bağırsakları başının tarafında mı, kıçının tarafında mıdır?
- Kitaplarda öyle bir şey yok.
- O zaman niye her şeyi biliyorum diyorsun?
Bir şey bilmiyoruz ne geçmişimizden haberimiz var doğru dürüst ne geleceğimizden . Çünkü geçmişte hazır değiliz ki, katî bir ilim söyleyelim. Daha yarına çıkmadık ki gelecekte olacak vukuattan haberimiz olsun. Onun için geçmişten haberimiz yok, geleceğimizden hiç yoktur.
Zaman akıp gidiyor. Sende içerisinde akıp gidiyorsun. Zamanın dışına çıkamazsın. O kadar teknik var, teknoloji var şimdi ilim fen zamanı deniyor;
- Peki zamanın dışına çıkabiliyor musun?
Zamanın içinde akıp gidiyorsun, çıksana dışarıya akma, otur ben akmam ben burada oturacağım de. Hiç duyuldu mu suyun içindeki balıklar sudan çıksın da otursun ve desin ki;
- Biz suya girmeyeceğiz, suyun dışında duracağız.
Suyun dışına çıktı mı ölecektir. Bir kimsede zamanın dışına çıktımı
öldü bitti. İnsan öldümü onun üstünde zaman artık yürümez. Bitti. Onun zamanla işi gücü kalmadı. Mevtalar, ölüler zamanın dışına çıktı. Diyelim fakirin biri yetmiş yaşında öldü, sonra zamanın dışına çıktı. Yetmişten sonra yetmiş bir, yetmiş iki diye sayılmaz. Öldükten sonra o adamın yaşını;
- Şimdi yetmiş beş yaşında, yüz elli yaşında oldu. diye saymazlar. Taşın üzerinde yazar; elli yaşında, elli beş, yaşında, kırk yaşında, otuz yaşında, yüz yaşında, sonra yüz bir olmaz. Zamanın dışına çıktın, öldün. Ölmeyince zamanın dışına çıkamıyorsun. Varlıktan çıktı. Balık sudan çıktı öldü. İnsan zamanın dışına çıktımı öldü demektir. Yani kabre gömülen insan küçükse, artık büyümez. Neyse odur bitmiştir. Bitmiş, sıfırlanıp toprak olmuştur, zamanla ilişiği kalmaz.
- Bu meseleyi niçin söylüyoruz?
Zaman seni dışarı atmadan, bir şey toplayabilmen için. Zamanın dışına çıktığında senden sorulacak olan cevâhirler vardır. Zamanın içindeyken cevâhirleri toplamaya bak. Zamanın içinde fışkı toplama. lağım temizleyici olma.. Sen zamanın içerisinde lağım boşaltıcısı olma, zamanın içerisine girmişken, zamanın içerisinde olan
cevâhirleri, mücêvheratı topla.
Nasihat bu, sözün hülâsası budur. Çünkü bir gün ansızdan
seni zamanın dışına çekecekler. Bu düşünülecek bir meseledir hepimizin hakkındadır. İster bey ol, ister paşa ol, ister vezir, ister pâdişah ol, en güzel, en kuvvetli ol bir gün seni kanca takıp zamanın akışının içerisinden kızağı dışarı çekiverecek gel bakalım işin bitti senin!
İşte bizim hâlimiz ve şânımız bundan ibârettir. Delikanlılar için, Allah gecinden versin diyoruz ama uzun ömürlü olmak mühim değildir. Mühim olan zamanın içerisinde akarken cevâhir toplayabilmektir, zamandan seni yukarıya çektiklerinde yanında topladığın mücêvherler olsun ve işine yarasın. Çıktığın anda sağın solun cevahirle dolu olsun.
Allah c.c. âhiret güzelliği versin, son gürlüğü versin, son gündeki
Allah’ın hoşnutluğu bize nasip olsun, son anımızda Cenâb-ı Hakk’ı
zikrederek, o cevâhirleri toplarken dünyadan çıkmak bize de nasip
eylesin.
Zamana ve mekâna hükmeden tek Sultan. Ezeli ebedi Sultandır.
Not; Şeyh Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder