- Neden en yüksek ve en güzel edep Efendimiz s.a.v.’in edebidir?“Eddebe nî Rabbi fî ahsene tedili”
Rabbim beni edeplendirdi diye Resulullah s.a.v. buyurmuştur;
Cenab-ı Allah onu edep tâlim eyledi ve insanlığa numûne-i intisâl yapmıştır; Yâni “ona bak ve yürü”.
İnsanların hayatlarında karşılaşacakları ne varsa hepsine dâir bir vesile ile Resullullah Efendimiz, bizim nasıl hareket edeceğimizi bildirmiştir. Şimdi hülâsa olarak her hareket ve sükûnda ya bir hayır ya bir şer görülür. Her hareket ya hayra bağlanır, ya şerre bağlanır. Mubah olan işlerde de hayra yakın olan vardır ve şerre doğru götüren işler vardır. Hâsılı her harekette ya hayırdan ya şerden bir şey esas bulunuyor. Hayırdan ve şerden ne zuhûra gelirse Allah’tandır. Cenâb-ı Mevlâ kullarından yükü alır. Hayırdan mânâsı kulun ne yapmak istediğini Allah bilecektir.
- Allah bilmeden sen bir şey isteyebilir misin?
Allah’a gizli bir şey yok. Cenab-ı Allah, sen fikrine getirip düşünmeden önce, senin aklının veya fikrinin nereye doğru kaydığını bilir.Yâni Allah senin ne yapacağını, neye meylettiğini, neyi düşündüğünü, neyi hedeflediğini elbette ki bilir. O bilmeden sen nasıl bilirsin? O istemeden sen nasıl istersin? Allah’tan nasıl gizlenmenin mümkünü yoktur. Zâten kalbine koyan, kalbinde olan kapanı bilen O’dur. Kalbine ve aklına koyan Cenab-ı Allah’tır ve senin hareketine göre kalbine verir;
Meselâ; Senin arzun sinemaya gitmektir, kalbine öyle getirdin ve kararını verdin; Cenab-ı Hak o zaman, senin aklında veya kalbinde tuttuğun neyse o tarafa yol verir;
- Kulum bunu istiyor, mâdem istiyor gitsin.
Ama Cenâb-ı Hak bildirdi;
“Şerre yürüdün mü sana şer bulaşacaktır”
Şerdeki kötülük ve akabinde gelecek olan zarar, ziyan ve arkasından gelecek hüzün ve esef hepsi birbirini bularak gidecektir. Yalnız başındakiyle iş kalmaz. Yanlış yaptın yanlış karar verdin.
Yanlışını bilip te tövbe ederse; “Tövbe yâ Rabbi” deyip dönerse döndüğün yere kadar ziyan etmiş bulunursun, oradan dönemezsen daha fazla problemin artacak, dönmen daha zorlaşacak. Hüznün daha ziyade olacak, keyfin daha çok kaçacak, ümitlerin sönecek bitecek. Çünkü kul şerri istedi ve dedi ki;
- Bana şerre yol ver!
- Peki madem şerre yol vermek istiyorsun vereyim git.
Yok eğer hayır talebinde bulunduysa Cenâb-ı Hak şerri men eder, şer kapısını kapatır, hayır tarafını açar. Onun için müminin hayat nizamı bu İslâm’ın altıncı şartının farzının üstünde yükselir.
Mümin hiç bir zaman bilerek ve isteyerek şerrin içine girmez ancak nefsine mağlup olursa şeytana uyup o şerrin içerisine düşer.
- Yâ bu ne iştir?
Dese oradan geri dönse kârdır. İleri gittikçe batağa düşen insanın kendi kendine kurtulmak istedikçe batması gibi daha da batar. Batağa düşen adam, dışarıdan el verecek veya sırık uzatacak bir kimseye muhtaçtır.
- Kendi kendime ben kurtulurum.
- Ya nasıl kurtulursun? Uğraştıkça aşağıya gidiyorsun.
Bataklığın dibi yumuşaktır. Su belki yukarı çıkarır. Uzak doğuda adacıklar vardır. Denizle beraber karadan gelen büyük ırmak karıştığında, deniz mi, ırmak mı bilemezsin. Rengi gayet bozuk bir kahverengidir. Onun altı bataklıktır yâni (Maâzallah) bir kayık devrilse, aşağıya düşen yukarı çıkamaz. Bizim Akdeniz’in suları gibi berrak ve temiz değildir. Batağa düşen birine dışarıdan ip tahta veya mertek atılmazsa, onun kendi kendine çıkmasına imkân yoktur. Onun için Cenâb-ı Allah buyurur;
“Sizi Esfele sâfilîne yolladım, yâni batak ve kötü dünyaya hikmetimle gönderdim. Batanları batmaktan kurtarmak için size melekut âleminden bir de ip sarkıttım”
İp yanına kadar gelir, tutarsan seni yukarıya atar. Çoğu kimseler, ip yanına gelmişken beğenip almaz ve “sarılmam!”der.
Bataklığa düşene yardım edip elini verecek adam lâzımdır. İnanmayanların tuttukları yol doğru olsa Allah’ın rahmeti iner, ama onların üzerine rahmet inmiyor azap iniyor.
- Ey Müslüman Allah’a sarıl! dendiğinde anlamamız gereken nedir?
Allah zamandan ve mekândan münezzehtir. O bilmediğinden ne kadar bilirsen, bildiğin sana âittir. Cenâb-ı Hak hakkında; bildim dersen o sana âit olan bilgidir, sen gene Allah’ı bilemezsin. Ne kadar yetiştiysen, sana verilen sen de açılan bir ilimdir o, ama Allah o değil. Allah senin bildiğin değil veya Allah senin bildiğin gibi değil. Senin bildiğin gibi olursa senin gibi olur.
Ebedî Allah senin benim bildiğimiz gibi olamaz. Allah’a sarıl mânâsı; Allah’ı bilene, Allah’ı bulana, Allah’a gidene sarıl mânâsındadır. Allah’ı bilen, Allah’ı bulmak ister. Allah’ı bulan Onu bırakmak istemez. Allah’ı bulduktan sonra kendisine dönmek istemez.
- Allah’ı bilip bulan tekrar kendisine dönmek ister mi?
Ne münasebet? nasıl dönecek kendisine, kendisinde ne yapacak? Deryayı bulmuş,deryanın içine dalmışken onu bırakıpta küçücük bir havuzu,küçük bir hazneyi sormak ayıp değil mi? Artık “Kendime döneyim, kendi bildiğime döneyim” yoktur. Senin bildiğin orada bitti. Allah’a sarıldı mânâsı; Allah’ın veli kullarına sarıldı demektir. İnsan Allah’ı tasavvur edemez.
- Allah nasıldır?
Ne aklına gelirse o değildir, çünkü aklına gelen mahlûktur. Aklına gelen, temsil yoluyla senin çizmiş olduğun krokidir. Senin aklına Allah hakkında ne gelirse nihâyet karikatür veya resim cinsinden bir şeydir. Kâğıda çizilmiş bir resimle fotoğraf bir olmaz. Veya sana benzeyen bir heykele bu benim diyemezsin, çünkü taştandır.
İşte insanların Allah hakkında düşündükleri, akıllarında şekillendirdikleri sûretten ibarettir ki, o katiyen Allah olamaz. Onun için Allah’ı bilmek ve bulmak çok uzak bir meseledir, lâkin sana bildirilen var. Kendi kuruntularından değil, ilâhi kitaplardan sana bildirilenlerle sen Allah’a bir yol bulursun.
O hakîkattir, onun dışında senin kara kalemle veya boyayla mücessem şekliyle yaptıklarının îtibârı yoktur. Allah’a sarıl dediğimizde; Allah’ı bulan kimseye tâbi ol ve yürü o seni tevhit denizlerine gönderir.
Tevhit denizlerine girdiğin vakitte, sen bir damlasın o deryadır. Damla deryaya düştü mü damlayı bulamazsın. Damla da derya olur,ayırt edemezsin. Orada hakîkate bakmaya ve görmeye o sûrette yol verir ki kendinden eser kalmaz,kendi aklından fikrinden hayâlinden bir şey kalmaz. Hayâl dünyasından çıkarsın hakikate bakarsın;
Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder