Bizim tarikatımız sohbetle dâimdir, hayırda topluluktadır yani cemaatledir. Cenâb -ı Hak bize lütfeder, sözünü tutar cennet kapısına varırız. Allah bizi kendi kötü nefsinden başkasını dinlemeyenlerden etmesin. Çoğu insan kendi nefsini dinler başkasını dinlemez. Ölmeyecek mahlûk yoktur, canlı olan ölümü tadacaktır. Çünkü ebedî hayat öldükten sonradır.Öldükten sonra Allah bizi ebedî hayata diriltecektir. Şimdiki hayatımız geçicidir. Bu hayat ölüm ile bittikten sonra Cenâb-ı Hak bize ölüm ötesi hayatı bahşedecektir. İnsan dünyadan çıkacağı gün için hazır olmalıdır. Bugün bir cenaze merâsimi oldu. Belki yüz binler, belki milyonlarca insan bir cenazeyi gömmek için sokaklara, meydanlara dökülmüşler, yollara dizilmişlerdi. Ben de bu kimsenin gömülüşünü seyrettim. Evet bir kaç türlü görüntüler var ama bizi âlâkadar eden ölünün bizzat kendisidir. Ölünün etrafındaki binler belki milyonlarca insan bir şey ifâde etmiyor.
- Bu filân kimsenin cenazesidir.
- Ya kendisi nerede? filân nereye gitti?
- Ortadan kayboldu, işte cenâzesi orada duruyor kendi kayboldu.
Öyle ya onun için öldü demiyorlar da kaybettik diyorlar, ben de diyorum ki;
- Gidip kayboldu diye polise haber ver, nerede kaybolduysa bulasınız.
- Yok cenâzesini buldukta kendini kaybettik.
- Allah Allah! cenâzesi elimizde lâkin kendisi kayıpta, kendisi nereye gitti?
Kendisi oraya boş bir kalıp bıraktı ve yürüdü. Evet belki milyonlar bir cenazenin taşınmasında bulundular.
Ölüm sultandır, hükmeder. Ölüm korkutur. Ortada bir ölü var, o ölünün heybeti milyonları mahkûm etmiş, Allahûekber! Bir tek ölü var, onu gömmeye götürüyorlar lâkin o kalabalıkta o tek kişinin ölüsüyle bir heybet içerisindeler; gülemiyorlar, konuşamıyorlar, oynaşamıyorlar. O tek ölünün üzerinde olan ölüm heybeti o kadar onu görenleri veya onun tevşihinde hazır olan kimseleri mahkûm ediyor. Milyonlarca insana bir kimsenin ölüsü sükûnet ve bir hüzün vermiş. Hüzün onlara hükmetmiş.
O ölen tek adam ortada yok, onu sandukanın içerisine çakmışlar. Tabuta çivilemişler. Kendi görünmüyor ama ölünün heybeti dolayısıyla bütün millet o havanın içerisinde yürüyor. Şimdi bizim söylemek istediğimiz nokta şudur;
O milyonlarca insan, o ölünün tesirinde kalıp yavaşlayıp, hareketleri değişip, ilâhi kuvvetin heybetini ve ağırlığını hissedip;
- Böyle bir gün bize de gelecek ve bu bizim taşıdığımız silahlar, tanklar, top tüfekler işe yaramayacaklar... diye düşünüyorlar.
Nitekim bu ölünün etrafında binlerce silahlı asker olmasına rağmen bir fayda veremediler. Bu ölen kişinin canının ve ruhunun alınmasını önleyemediler. Ruhsuz bir ceset yatıyor.
Üzerinde durduğumuz nokta; O kimsenin cenazesi yürüdükçe milyonların o kimseyi sevmesi, sayması, istemesi o kimseyi gömülmekten alıkoymaz. Milyonların yüz binlerin sevdiği o kimsenin uğruna bütün mücevheratlarını verecek insanlar da var. O adam için küfeyle mücevherat yığsalar o adam gene gömülecektir. Çünkü öldükten sonra o adamın üzerinden ruhun verdiği üns gitmiştir. Bizim âlemimizden koptuğu için onunla durmaktan ürküyoruz, ona bakmaktan ürperiyoruz.. Çünkü ünsiyet kalmadı, o bizden geçti. Ruhsuz bir cesettir o. Ruhsuz bir şeyden sana ne ünsiyet gelecektir? Hemen insanın vücûdu onu reddediyor lâkin yüz binler görüyor.
Ve kefâ bil mêvti vaîzan yâ Ömer!
Ölümün verdiği vaazı kimse veremez. Ölüm o milyonlara vaaz ediyordu. Kuzu gibi hareket ediyorlardı.
- Ey cenâze sahibi! Ey bu ruhsuz cesedin sahibi olan kimse, nasıl görüyorsun? Bu kadar milyonlarca kalabalığın sana ne yapacağını ümit edersin?
Ölünün lisânından:
- Arkamdan gelen bu milyonlarca ahâliden bir tanesi bu gece yanımda yatsa! İçinizden bu gece benimle yatan biri yok mu? Hadi kabrin içine sokmasınlar, kabrin dışında bir döşek sersinler orada yat bu gece benimle, ben içerdeyim, sen dışarı da..!
Ey ölen insan; Seni isterse yüz milyon kişi taşısın onlar; bu herifi ne zaman gömeceğiz? Gömelim de üzerimize çöken ağırlığından kurtulalım, zûlmeti üzerimize bindi çabuk indirelim, o davul zurnayı geri kes, yarı da bırak gömelim ve dönelim, milyonların içinde yanında kalacak kimse bulunmaz.
Her birimize o gün gelecektir. İster davul zurnayla gitsin veya ilâhi tevhit ile gitsin, herkesin sırası geldiği vakitte onu da götüreceklerdir. Her iki halde o meyyît yâni ölü yalnız bırakılacaktır. Onun için bu milyonların kalabalığı bu meyyîte ne verecektir diye dikkat ettim. Hiçbir şey...Bende o meyyîte seslendim;
- Bunların bir tanesi senin yanında kalır diye ümitlenme.
- Beni bu kadar sevdiklerine göre belki ilk gece benimle yoldaşlık yapacaklar diye ümit ederdim ama sükût ve hayal kırıklığına uğradım, kabre indirdiklerinde o ipleri çekenler, beni tutanlar beni nasıl yalnız bıraktılar..!
Arkandan bu kadar milyonlar da yürüse, milyonlar seni gömecek, yalnız bırakacak ve dönecektir. İşte bitti, ne istersen ol. O cenâzeyi seyrederken bu gibi işaretler vâki oldu.
Bu ölüm meselesi dünya işine benzemez, ölüye ne kadar tâzim yaparsan yap dünya tâzimidir. Dünya tâzimi ölüye fayda vermez, hiç faydası olmaz. Orada biter, o kimse kendisini yalnız başına orada tenha bulur. Gözünü açacaktır.
Onun için ey insan; bu dünyanın hiçbir şeyiyle mağrur olma! Dünya kazancı seninle gitmez,Mevlâya kulluğun gider, Mevlâya kulluk yaptıysan o seninle Mevlâ arasındadır. Lâkin Mevlâya kulluk yapmadan gidersen işin zordur. Kemiklerinden yağ çıkaracaklardır.
- Kemiklerinden yağ çıkartması ne yâhu?
Kemikleri kıyma makinesi gibi bir makinenin içerisine koyarlar, düğmeye bastımı rırrr dedimi öbür taraftan kıyma gibi çıkar. Ondan sonra kazana düşer, kazandan yağı çıkar posasını atarlar. Atılan posa yeniden icad olunur, yeniden kabrin içerisine gelir, yeniden melâikeî kîram onu un eder tekrar kazana düşer. Böylece o insanın hakîkati meydana çıkacaktır. Dünyaya aldanmanın neticesi işte budur.
Şan şöhretin mağripten maşrığı tutsa, bütün dünyanın insanları sana selâm vermeye gelseler, bir şey ifâde edemez bir fayda vermez. Bir gün bizi de taşırlar. Eğer ele geçerse dünyada seni yıkarlar kefenlerler sonra derecene göre top arabasına mı, tayyareye mi koyar yürütürler. Yürüte yürüte kabrinin başına getirirler, milyonlar nasıl kabre indirildiğini seyreder. Nasıl başına yüzüne gözüne taş toprak kum attıklarını dünya seyreder.
Ey insan; Oraya seni tek başına yapayalnız alırlar, arkandan getirdiğin kalabalığı almazlar. Herkes evine aceleden döner;
- Sağa sola gel, bu kabri de ziyâret edelim.
- Yooo..! aman boş ver çok geç kaldım, gidelim kaçalım, çıkalım şu mezarlıktan.
Ne kadar dünya büyüğü olsa ve arkasından milyonlar yürüse sonunda kabrin başında onu yalnız bırakacaklar ve ayrılacaklardır. Yalnız kaldığın günde o âlemden gelecek olan vazîfeliler sana ne gibi muamele yapacak ona hazır ol.
Kulağından tutup mu çekecekler, elinden alıp seni hürmetle mi kabul edecekler, ona dikkat et. O günkü günde işin sağlam olsun. Arkandan milyonların koşturması sana kâr getirmez. Mühim olan nokta, kabre girdiğinde kabir sana nasıl olacaktır ve kabrini nasıl bulacaksın. Kulluktan kaçamaklık yapma, sonra yaparım deme, Cenâb-ı Hakk’ın sana tâyin etmiş olduğu hizmeti vaktinde yerine getirmeye bak.
Sultan Sensin Yâ Rabbi, ebedi Hayy..! olan Sultan Sen’sin, son gününde güzel karşılananlardan eyle.
Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

1 yorum:
Güzel teşekküerler..
Sohbet
Sohbet odaları
Yorum Gönder