
İnsan bir halde olamaz, değişecektir. Vücûdu değişir veya aklı değişir. Çoğu insanların vücudu zayıflar, aklı zayıflar, ancak tek tük kimsenin vücudu da aklı da zayıflamaz.
Yolda bataryayla verilen ışıklar ve fabrikalarda yanıp sönen lâmbalar vardır. Onlar saatle ayarlanmıştır. Kaç saat yanıp sönüp duracaksa orada durur, yeni batarya koymazlar, bir defalıktır.
İnsanoğlu dünyaya geldiği vakitte zayıf gelir. Cenâb-ı Hak kudretiyle onu besler. Besleyen ana sütü, inek sütü, keçi sütü, koyun, deve, eşek zannetme. Cenâb-ı Hak büyütüyor. Ve o kimse büyür. Büyüdükten sonra duraklaması olur ve bir müddet duraklar. Bir vakit aynı têvil üzerinde sürüklenir gider. Sonra bu kimse bataryayla kaldıysa, ana kuvvet membâından kendine bağlayamadıysa günden güne solar, tükenir biter.
Londrada süt dağıtan arabalar vardır. Onların biçimi ve hareketi başkadır; her kapıda durur, yürür. Eğer bu âdi bir arabayla olursa akşama kadar motor yanar. Onun için bu araba bataryayla çalışır. Batarya doldurulur, otoyola çıkacak değil ya, şehrin içerisinde kapıdan kapıya süt bırakıp geçecektir. Bunu böyle icât etmişler; bataryayla çalışacaktır, bataryası zayıflayınca kadar öyle gider.
Sen insan! Bu batarya bana yeter dersen, sana verilen bataryayla durur kalırsın. Dünyadan gidinceye kadar günden güne biraz yukarıya çıkar, sonra aşağıya doğru sıfırlandığı gün dünyadan gidersin. Peygamberlerden gelen ana kudret hattına istida verip alırsan işin tamamdır. Eskimezsin ve gücünden eksilmez. Ana hatta bağlandığında, Peygamberlerden gelen bu hikmetli ilâhi kuvvete yetişirsin. Sen bataryayla gökyüzüne bir adım yükselemezsin.
- Onlar dîni emirleri ne zannediyor?
Dîni bir takım emirleri ve yasakları tutup bununla bitecek iş zannediyor. Aslında sana verilen emirler seni ana kudret kaynağına bağlayıpta seni seyrân ettirmek içindir. Şeriatın hizmeti; seni yerden kaldırıp, göklerde, feleklerde seyrân ettirmek içindir. Sen reddedersen yerde yüzü koyun sürünen sürüngen cinsinden bir kertenkele olursun. Hiç olmazsa kuş olmaya heveslen!
- Yok biz başka bir şey istemeyiz!
Şeriatı anlayamayandan daha ahmak yoktur. Şeriat seni tayyâresiz veya roketsiz, kâinatın içinde seyrân ettirmek içindir.
Elbette o seyrân için senin riayet edeceğin kâideler vardır. İşin bir disiplini vardır. Roketin içine astronot koyduklarında, içine bindiğinde nasıl hareket edecek diye aylarca tâlim ettirirler. Disiplinsiz bir şekilde alıp içeri koymazlar.
İnsan eşrefi mahlûktur, Niçin yaratıldığını, seni yaratanın senden ne istediğini, maksadın ne olduğu bilmen gerekir. Bataryalı adam gibi bir defâya mahsus, zayıflayıp durdun mu öldün bitti demektir. Öldü diye kuyruğundan çekerler, çukura atar ve kapatırlar.
Sen insanı kâmil olacaksın. Sûretinle değil, hakîkatinde insan olacaksın ki o zaman sana Burak gönderilir. Burağa bindirilirsin de seyrân edersin. Burak; ilâhi kudretten, Peygamber a.s.dan, Peygamberlerden, Evliyâullahlardan size hattır. Senin gücüne göre bir yere kadar seni götürür.
İster beğen ister beğenme, ister anla ister anlama Cenâb-ı Allah’ın hesapsız mahlûkatı vardır. Ezelden ebede Allah’ın ordularının, askerlerinin adedini bilecek kimse yoktur. Bilesin ki tarîkat yoluna girmeden sana hat çekilmez. Bataryayla kalırsın. Sen gir oraya da sen de şereflen. Sana da kuvvet verilsin; solma ve taze kal. Hat isteyen bize gelsin. Sürüngenlerden ayrılmak istersen melekût âlemine davetlisin. Melekût âlemine çıkmak istersen buyur şeriata, tarîkata. İstemezsen;
- Hayvan sınıfı bana yeter.
Dersen buyur hangi ağıla istersen gir. Bize bildirdikleri mesele budur. Şeriatın hakîkatinden ki en dibinden söylüyoruz. Başka türlü söylemeyi bilmiyoruz zannetme. Cibrîli Êmînin durduğu makâma kadar vilâyet sahiplerine hitap edecek kuvvet vardır. O gibi kimse gelirse ona da konuşacağımız vardır.
Biz şimdi zehâib sınıfında duranları bir parça hareket ettirelim diyoruz. Bak; usûl var, sokak var, yol var diye bildiriyoruz, istemiyorsan kendin bilirsin. İnsan bir yere kapılanmak için rîca minnet yapar, çeşit vasıta arar. Allah bize, htişamlı ve saltanatlı melekût kapısını açmış; “Buyurun” dediğinde kaçılmaz.
Karnımı nasıl doyuracağım diye bütün gün ve gece uğraşan hayvan sınıfındadır. İkinci hayvan sınıfında olanlar ise karnımı ne kadar güzel tatlı ve lezzetli yemeklerle doldurayım diye uğraşır ki melekût âlemine hiç teveccühü, âlâkası ve merağı yoktur. O da gökyüzünü ve melekût âlemini bulamaz. Zaten vakit ayırmaz. O tip insanlar gelip sıkıntıdan şikayet ettiklerinde soruyorum;
- Cuma kılıyormusun?
- Yok.
Cuma namazı kılmadığında beddualıdır.
Bazıları bir parça iyi gidiyor gibi ama onlar ambarda çimlenen soğana benzer. Bir parça yeşillik verir. Onun gelişmesinde kıymet yoktur, açılıp filizlenmesi bir şey ifâde etmez. Tâ ki o soğanı sen yere ekersin de yenisi gelir.
Ambardaki soğanın cinsi: dinden îmandan, islâmiyetten uzak kimseler bir parlaklık gösterir, ne namazı var ne niyazı, ne dîni var ne îmanı, dünyadan gidene kadar yedi defa batar. Onlar ambarda filizlenen soğana benzer, çürür ve nihayet biter. Cumâsız kimse ve alnı secde görmeyen hayır etmez. Melekûta dönecek adam secdesiz olamaz. Melekûtu isteyen adam dünyasına âhireti tercih etmelidir. Nefsine ve hevâsına Ceaâb-ı Hak’kı tecih eder.
Allah bizi kötü nefsin eline bırakmasın, kötü nefsine uyan kimselerlede bırakmasın, çünkü kişi arkadaşından azar. Kötü arkadaş edinme, kötü yere gitme, kötü davete îcab etme. Şeytan sana bir defa kancayı takarsa kurtulması zordur.
Ş.Nazim Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden
Yolda bataryayla verilen ışıklar ve fabrikalarda yanıp sönen lâmbalar vardır. Onlar saatle ayarlanmıştır. Kaç saat yanıp sönüp duracaksa orada durur, yeni batarya koymazlar, bir defalıktır.
İnsanoğlu dünyaya geldiği vakitte zayıf gelir. Cenâb-ı Hak kudretiyle onu besler. Besleyen ana sütü, inek sütü, keçi sütü, koyun, deve, eşek zannetme. Cenâb-ı Hak büyütüyor. Ve o kimse büyür. Büyüdükten sonra duraklaması olur ve bir müddet duraklar. Bir vakit aynı têvil üzerinde sürüklenir gider. Sonra bu kimse bataryayla kaldıysa, ana kuvvet membâından kendine bağlayamadıysa günden güne solar, tükenir biter.
Londrada süt dağıtan arabalar vardır. Onların biçimi ve hareketi başkadır; her kapıda durur, yürür. Eğer bu âdi bir arabayla olursa akşama kadar motor yanar. Onun için bu araba bataryayla çalışır. Batarya doldurulur, otoyola çıkacak değil ya, şehrin içerisinde kapıdan kapıya süt bırakıp geçecektir. Bunu böyle icât etmişler; bataryayla çalışacaktır, bataryası zayıflayınca kadar öyle gider.
Sen insan! Bu batarya bana yeter dersen, sana verilen bataryayla durur kalırsın. Dünyadan gidinceye kadar günden güne biraz yukarıya çıkar, sonra aşağıya doğru sıfırlandığı gün dünyadan gidersin. Peygamberlerden gelen ana kudret hattına istida verip alırsan işin tamamdır. Eskimezsin ve gücünden eksilmez. Ana hatta bağlandığında, Peygamberlerden gelen bu hikmetli ilâhi kuvvete yetişirsin. Sen bataryayla gökyüzüne bir adım yükselemezsin.
- Onlar dîni emirleri ne zannediyor?
Dîni bir takım emirleri ve yasakları tutup bununla bitecek iş zannediyor. Aslında sana verilen emirler seni ana kudret kaynağına bağlayıpta seni seyrân ettirmek içindir. Şeriatın hizmeti; seni yerden kaldırıp, göklerde, feleklerde seyrân ettirmek içindir. Sen reddedersen yerde yüzü koyun sürünen sürüngen cinsinden bir kertenkele olursun. Hiç olmazsa kuş olmaya heveslen!
- Yok biz başka bir şey istemeyiz!
Şeriatı anlayamayandan daha ahmak yoktur. Şeriat seni tayyâresiz veya roketsiz, kâinatın içinde seyrân ettirmek içindir.
Elbette o seyrân için senin riayet edeceğin kâideler vardır. İşin bir disiplini vardır. Roketin içine astronot koyduklarında, içine bindiğinde nasıl hareket edecek diye aylarca tâlim ettirirler. Disiplinsiz bir şekilde alıp içeri koymazlar.
İnsan eşrefi mahlûktur, Niçin yaratıldığını, seni yaratanın senden ne istediğini, maksadın ne olduğu bilmen gerekir. Bataryalı adam gibi bir defâya mahsus, zayıflayıp durdun mu öldün bitti demektir. Öldü diye kuyruğundan çekerler, çukura atar ve kapatırlar.
Sen insanı kâmil olacaksın. Sûretinle değil, hakîkatinde insan olacaksın ki o zaman sana Burak gönderilir. Burağa bindirilirsin de seyrân edersin. Burak; ilâhi kudretten, Peygamber a.s.dan, Peygamberlerden, Evliyâullahlardan size hattır. Senin gücüne göre bir yere kadar seni götürür.
İster beğen ister beğenme, ister anla ister anlama Cenâb-ı Allah’ın hesapsız mahlûkatı vardır. Ezelden ebede Allah’ın ordularının, askerlerinin adedini bilecek kimse yoktur. Bilesin ki tarîkat yoluna girmeden sana hat çekilmez. Bataryayla kalırsın. Sen gir oraya da sen de şereflen. Sana da kuvvet verilsin; solma ve taze kal. Hat isteyen bize gelsin. Sürüngenlerden ayrılmak istersen melekût âlemine davetlisin. Melekût âlemine çıkmak istersen buyur şeriata, tarîkata. İstemezsen;
- Hayvan sınıfı bana yeter.
Dersen buyur hangi ağıla istersen gir. Bize bildirdikleri mesele budur. Şeriatın hakîkatinden ki en dibinden söylüyoruz. Başka türlü söylemeyi bilmiyoruz zannetme. Cibrîli Êmînin durduğu makâma kadar vilâyet sahiplerine hitap edecek kuvvet vardır. O gibi kimse gelirse ona da konuşacağımız vardır.
Biz şimdi zehâib sınıfında duranları bir parça hareket ettirelim diyoruz. Bak; usûl var, sokak var, yol var diye bildiriyoruz, istemiyorsan kendin bilirsin. İnsan bir yere kapılanmak için rîca minnet yapar, çeşit vasıta arar. Allah bize, htişamlı ve saltanatlı melekût kapısını açmış; “Buyurun” dediğinde kaçılmaz.
Karnımı nasıl doyuracağım diye bütün gün ve gece uğraşan hayvan sınıfındadır. İkinci hayvan sınıfında olanlar ise karnımı ne kadar güzel tatlı ve lezzetli yemeklerle doldurayım diye uğraşır ki melekût âlemine hiç teveccühü, âlâkası ve merağı yoktur. O da gökyüzünü ve melekût âlemini bulamaz. Zaten vakit ayırmaz. O tip insanlar gelip sıkıntıdan şikayet ettiklerinde soruyorum;
- Cuma kılıyormusun?
- Yok.
Cuma namazı kılmadığında beddualıdır.
Bazıları bir parça iyi gidiyor gibi ama onlar ambarda çimlenen soğana benzer. Bir parça yeşillik verir. Onun gelişmesinde kıymet yoktur, açılıp filizlenmesi bir şey ifâde etmez. Tâ ki o soğanı sen yere ekersin de yenisi gelir.
Ambardaki soğanın cinsi: dinden îmandan, islâmiyetten uzak kimseler bir parlaklık gösterir, ne namazı var ne niyazı, ne dîni var ne îmanı, dünyadan gidene kadar yedi defa batar. Onlar ambarda filizlenen soğana benzer, çürür ve nihayet biter. Cumâsız kimse ve alnı secde görmeyen hayır etmez. Melekûta dönecek adam secdesiz olamaz. Melekûtu isteyen adam dünyasına âhireti tercih etmelidir. Nefsine ve hevâsına Ceaâb-ı Hak’kı tecih eder.
Allah bizi kötü nefsin eline bırakmasın, kötü nefsine uyan kimselerlede bırakmasın, çünkü kişi arkadaşından azar. Kötü arkadaş edinme, kötü yere gitme, kötü davete îcab etme. Şeytan sana bir defa kancayı takarsa kurtulması zordur.
Ş.Nazim Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder